Salı, Haziran 27, 2006

Rahmet

Muhterem Zeki Çelik Bey Kardeşime...


Nice yıllar geçti de her yandan hep yel gördük

Senede bir binlerce ardarda ecel gördük


Dünya ile bir felek çift başlı çakal olmuş

Şu sökük yakamızda yine yed[-]i el gördük


Cihan -da- şaşmış gözler bilmez ki yara kimde

İlacı ele süren âlemde çok kel gördük


Boş iken ağır gelir yüksüz bir külfet gönül

İp heybeyle su çeker kaba âsi bel gördük


Gül varsa derd[-]i rahmet sanki yıkar gam bizi

Arza han diken zira ter dolu temel gördük


Kimi kereme kanar aslı görmez pek beşer

Bak her katta kürreye bizden bir mesel gördük


Efsânemizle dolu her zerre eşya bizim

Atmazdık amma arda tek söze bedel gördük


Kul olduk yâra yandık közde şirince yağdık

Ateş[-]i dağlar şâhit Ferhat’tan evvel gördük


Sihr[-]i helâl bellemiş zülf[-]ü cân yakar kâfir

Şerh[-]i âfet[-]i Deccal ki yani güzel gördük


O güne dek düş -de- gör kıyâmet neymiş Sâki

Yardan daha ne tayfun ne de çılgın sel gördük


Sâki

Cuma, Haziran 16, 2006

Ecnebi Dilbere Kendi Lisanından Sesleniş

Bir Ecnebi Dilberinin Ardından, O'na İthafen

In My Dream A Beautiful Woman I Saw
Was Angel With Fair Hair And Her Eye Saw

Çarşamba, Mayıs 24, 2006

Hasan

Çeriler bir nâra attı surlardan

“Yatıyor yiğit ok yemiş kırk yandan”


Düşmüş orta yere o koca selvi

Görsen bu adam değil melek sanki


O nurlu eller tutmuş bir sopayı

Sopa ki iki ucu da kırmızı


Deynekten kayarak düşünce yere

Yerden bir “âh” sıçradı göklere


Gökten harbe gelen melekler bile

Bakıp bakıp imrendi bu yiğide


Hem savaşıp hem dua ettiler

Hak’tan şehrin fethini dilediler


Duaları kabul etmiş ki Yezdan

Şehre kıratında girdi sultan


Şükür namazını kıldıktan sonra

Gitti surdaki yiğidin yanına


Görünce tanıdı bu yüzü pâkı

Anlatmalıydı ve anlatacaktı


“Muhasara başlamadan evveldi

Hüngür hüngür ağlayan şu yiğitti


Sordum “evledım ne ağlarsın” diye

Konuşmayı arzu etmedi önce


Ancak biraz korkmuş olacak ki

Kaş çatınca başladı hikâyesi


Harbde ön safı murad etmiş meğer

Kom’tan “iki” demiş “istersen eğer”


Şehid olamam diye üzülürken

Kendinden geçip yaş dökmüş gözünden


Ben de gamlanıp boynuna sarıldım

Biraz teskin edip hemen ayrıldım”


Dinleyen ağlamadan duramadı

Ağlayan ağlamaya doyamadı


Sultan kollarına alıp şehidi

“Ey garındaşım” dedi ve ekledi


“Mehmed sana can idi burada kalsan

İstanbul sana değer miydi Hasan?”


Mehmet Sâki

Düğün

1. Nice yiğit adımı andı her nefesinde

Yezid de âşıktı bana Sultan Bayezid de

2. Bilmem kaç binler yandı tutmak için elimi

İstemem dedikçe kefen giydiler önümde

3. Her biri hünerleriyle kandırmak istedi

İşareti göremedim hiçbir talibimde

4. Düşünürken yıllarca boşa beklediğimi

Bir gün beyaz atlı sultanı gördüm düşümde

5. Tutup elimi birden sarınca bedenimi

Bir ferahlık duydum ruhumun her köşesinde

6. Bırakmasın istediydim bu eller tenimi

Ölmek istedim doğduğum bu güzel günümde

7. Bu dokunuş iyi etti hasta ciğerimi

Öğrendim ki aşığa ilaç yokmuş hekimde

8. Bir iki kelimeyle duydum bülbül sesini

İsmimi yazılı gördüm elindeki gülde

9. Gözlerimde öyle gezdirdi ki gözlerini

Bin farklı mana okudum bomboş sözlerinde

10. Görsün o gözleri var ise benden güzeli

Billahi ne meyve kalır ne parmak elinde

11. Doksan dokuz portakalı denese kesmeyi

Bıçak ya kesmez ya derin iz açar deride

12. Beni dahi benden etti o erkek güzeli

Edirne’si yetmez gibi taht kurdu gönlümde

13. Çok seneler geçse de unutmam o geceyi

O gece tattığımı kim tatmış ki ömründe

14. Sabah bir derenin içine döktüm derdimi

Elinde güllerle yârimi gördüm gözgüde

15. Öğrenmek istedim şu rüyamın hikmetini

Kalender düğün var dedi üç vakit içinde

16. Şimdi nasıl affedeyim kayınpederimi

İnsan hiç muradını arar mı gelininde

17. Unuttum kaç yol vuslata dua ettiğimi

Gözyaşımı gören olmuş tâ Çanakkale’de

18. Kulu görürde Rabbim hiç görmez mi acizi

Mah ile Şemsi bir gösterdi karşı vadide

19. Binlerce şahitle gelip istediler beni

Yüzlerce şehitle nam saldılar bu emelde

20. Bin dedim atına sür dört nala yüz denizi

Yık yiğit erim elli düşmanı üç darbede

21. Beni aldığı gece Ferhat sandı kendini

Resmimi çizdirdi garplı ressama düğünde

22. O sarı saçım mavi gözüm beyaz tenimi

Görmese kırk yıl yaşlanır kısa bir senede

23. Dedesi gibi o da âşık sandı kendini

Mecnun’a özenip yıllarca gezdi çöllerde

24. At sırtında geze geze ömrünü tüketti

Milyon kere kahroldu çıktığı her seferde

25. Koydu aklına bulmayı ben kadar güzeli

Aklından oldu fethettiği her bir şehirde

26. Eğildim anlatmaya bildiğim en selimi

Fısıltım çınladı kulağındaki küpede

27. Belde-i Mübarekleri unutup dedim ki

Bilmez misin gafil eşim yoktur bu âlemde

28. Çekti yıllar evvel bu âlemden eteğini

Boğulsun bundan gayrı maşukuyla rahmette

29. Hocanın dediğini unuttun mu ey Sâki

Meyhaneyi kapatan gark olurmuş lanete

Mehmet Sâki

Cumartesi, Mayıs 13, 2006

Leylâ'ya Mektuplar 1

Bu mektup yazarının okuruna yazmakla yaptığı büyük bir hatanın mahsulüdür ve yazar gayr-ı ihtiyari kaleme aldığı bu mektupla maluldür.

Leyla Hanımefendi,

Sizi bu kayda alınmaz sözlerim hatta laflarımla rahatsız ettiğim için evvela özür dilerim. Bu mektupçuğu yazmak cesaretini bulmaklığımı ise size duyduğum tarifi imkânsız muhabbete veriniz.

Leyla Hanımefendiciğim,

Size aşkımı nasıl isbat edeceğimi bilmeden, bulamadan ve hatta hiçbir şey düşünemeden yazıyorum bu satırları. Şu an sadece bir tek şeyi düşünebiliyor ve görebiliyorum: Gözümün önünde uçuşan manasız kelimelerin arasında bana en çok anlam katan, o meftunu olduğum gözleriniz. Öyle bir haldeyim ki, ben dahi kim olduğumdan habersizim, bir bildiğim sizsiniz. Öyle bir haldeyim ki, sizden dahi soyutlanmışım; hayalinizle vakit geçirmedeyim, gözlerinizi seyirde, konuştuklarınızı anlamadan sizi dinlemedeyim. Hayatımda hiç görmediğim yaşamadığım bir mekânda şu ana kadar hiç yaşamadığım duygular içindeyim.

Gözleriniz medfun etti, beni. Son geçirdiğimiz günden bu yana ne vakit soluk alsam aklımdasınız. Tekrar görüşmek ümidiyle tanışmamıza vesile olan ahbaplarla günlerdir gezdim, lakin isminize bile rastlamadım. Sokak tabelalarında okuduğum çiçek isimlerinden başka. Mizacım hilafı birçok yerlere gittim lakin yine size rastlamak bahtiyarlığına erişemedim.

Efendim, Sultanım,

Perişanım. Sebebim olacaksınız. Ben bende değilim. Gözleriniz ne latif ki, incitmiyor hayallerimi bile. Ancak yine o gözleriniz ne vahşi bir derya ki, boğulmaktan kurtulamıyorum rüyalarımda bile.

Leyla,

Bir kez daha görüşmekle öyle mesud olacağım ki, bin defalar gözlerinde boğulmaya razıyım. Razıyım bin gece uykusuz kalmaya, yeter ki bir defa daha gözlerine dalayım.

Ah! Leylacığım,

Bunları okuyacağın ihtimali bile korkutuyor beni. Titriyorum, ateşler içinde kavruluyorum. Nasıl ki karanlığa bakmak korkutur bizi, işte öyle bir duyguyla kafamı göğe kaldırıp bakamıyorum: Yıldızlar üstüme dökülecek sanıyorum, seni orada görmekten kokuyorum. O tabloya bakarken sekte-i kalpten ölürüm diyorum. Bakamıyorum, yazamıyorum; yazsam da sana hiçbir şey yollayamıyorum. Eğer bu mektup seleflerinin akıbetine uğramaz da senin eline ulaşırsa ve ben daha terk-i diyar etmemişsem lütfen bir kerecik olsun sana olan duygularımı bilerek yüzüme bak, gözlerimi gör, gözlerini bir defa daha göster.

03.00

20.03.2006

Bağcılar

Pazartesi, Mayıs 08, 2006

Kimesne

Davullar çalınır

Bir misafirin gelir

Sen ağlarsın

Sevinç seni kandırır

O ağlar

Dünya, canını acıtır, ağlar


Onun delilik çağlarında

Sen akıllanırsın

Sen senin derdine ağlarsın

Onun derdine yanarsın


Bir gün gelir

Elin biriyle çeker gider

Aklında deliliği ve

Zaferleri kalır


Mehmet Sâki