Çeriler bir nâra attı surlardan
“Yatıyor yiğit ok yemiş kırk yandan”
Düşmüş orta yere o koca selvi
Görsen bu adam değil melek sanki
O nurlu eller tutmuş bir sopayı
Sopa ki iki ucu da kırmızı
Deynekten kayarak düşünce yere
Yerden bir “âh” sıçradı göklere
Gökten harbe gelen melekler bile
Bakıp bakıp imrendi bu yiğide
Hem savaşıp hem dua ettiler
Hak’tan şehrin fethini dilediler
Duaları kabul etmiş ki Yezdan
Şehre kıratında girdi sultan
Şükür namazını kıldıktan sonra
Gitti surdaki yiğidin yanına
Görünce tanıdı bu yüzü pâkı
Anlatmalıydı ve anlatacaktı
“Muhasara başlamadan evveldi
Hüngür hüngür ağlayan şu yiğitti
Sordum “evledım ne ağlarsın” diye
Konuşmayı arzu etmedi önce
Ancak biraz korkmuş olacak ki
Kaş çatınca başladı hikâyesi
Harbde ön safı murad etmiş meğer
Kom’tan “iki” demiş “istersen eğer”
Şehid olamam diye üzülürken
Kendinden geçip yaş dökmüş gözünden
Ben de gamlanıp boynuna sarıldım
Biraz teskin edip hemen ayrıldım”
Dinleyen ağlamadan duramadı
Ağlayan ağlamaya doyamadı
Sultan kollarına alıp şehidi
“Ey garındaşım” dedi ve ekledi
“Mehmed sana can idi burada kalsan
İstanbul sana değer miydi Hasan?”
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder