Çarşamba, Mayıs 24, 2006

Hasan

Çeriler bir nâra attı surlardan

“Yatıyor yiğit ok yemiş kırk yandan”


Düşmüş orta yere o koca selvi

Görsen bu adam değil melek sanki


O nurlu eller tutmuş bir sopayı

Sopa ki iki ucu da kırmızı


Deynekten kayarak düşünce yere

Yerden bir “âh” sıçradı göklere


Gökten harbe gelen melekler bile

Bakıp bakıp imrendi bu yiğide


Hem savaşıp hem dua ettiler

Hak’tan şehrin fethini dilediler


Duaları kabul etmiş ki Yezdan

Şehre kıratında girdi sultan


Şükür namazını kıldıktan sonra

Gitti surdaki yiğidin yanına


Görünce tanıdı bu yüzü pâkı

Anlatmalıydı ve anlatacaktı


“Muhasara başlamadan evveldi

Hüngür hüngür ağlayan şu yiğitti


Sordum “evledım ne ağlarsın” diye

Konuşmayı arzu etmedi önce


Ancak biraz korkmuş olacak ki

Kaş çatınca başladı hikâyesi


Harbde ön safı murad etmiş meğer

Kom’tan “iki” demiş “istersen eğer”


Şehid olamam diye üzülürken

Kendinden geçip yaş dökmüş gözünden


Ben de gamlanıp boynuna sarıldım

Biraz teskin edip hemen ayrıldım”


Dinleyen ağlamadan duramadı

Ağlayan ağlamaya doyamadı


Sultan kollarına alıp şehidi

“Ey garındaşım” dedi ve ekledi


“Mehmed sana can idi burada kalsan

İstanbul sana değer miydi Hasan?”


Mehmet Sâki

Hiç yorum yok: