“Şu Boğaz harbi nedir?
Var mı ki dünyada eşi?"
Bir işçi düşününüz ki şöhreti çalıştığı şirketten daha ileri olsun; bir futbolcu ve takımını; bir artist ve rol aldığı filmi düşünün. Parça bütünün önüne geçerse ya sıkıntı doğar ya da zaten sıkıntı vardır. Çanakkale’de yaşanan Boğaz Harbi işte böyledir. Bir parçası olduğu “Harb-i Umumî”den daha meşhurdur.
Peki, Akif’in ilk sorusuna cevap ararsak neye ulaşırız? Çanakkale’de, bir milletin yek vücut düşmana karşı durduğu bir yiğitlik destanına mı, yoksa Çanakkale’de “ölüme yürüyen” körpelere rağmen İstanbul sefaretlerinde düzenlenen balolardaki “Türk”lere mi? İsterseniz ilkini isterseniz ikincisini görürsünüz. Peyami Safa, “Mahşer” isimli romanında bizi o günlere götürüyor. Roman kahramanı Nihat’ın İstanbul’u gördüğünde şaşırdığı gibi okur da hayalini kurduğu zamanlarla karşılaşınca şaşalıyor, tökezliyor, olduğu yerde kalakalıyor. Zira inanamıyor soruyoruz, “bu büyük zafer milletin tamamı olmadan nasıl kazanıldı” diye. Meğer birileri çoklarının yerine atılmış “kâfirin” üzerine, onların yerine “cehenneme” atlamış. Meğer memleketin âlimleri onlarmış. Demek Çanakkale ölmeden ölenlerin, bilmeyenlerden farkı olanların mahşeriymiş. Tarihin cilvesi oradakiler gözlerimizden kayboldular, geriye geridekiler kaldı.
Ancak biz sadece cephedekileri gördük. Zira bu mücadeleyi yücelten gördüğü ihanet değil bizatihi muhariplerin gönlündeki aşktır. Belki de Çanakkale meselesinde cephe gerisine çok fazla göz atılmamasının sebebi, biraz da bu “destan”ı zamanının bütün kirlerinden uzakta idrake çalışmaktır.
Ya, “Var mı ki dünyada eşi?” diye soran olursa nasıl cevap verirsiniz? Hiroşima veya Nagazaki mi? Cevap bu değil, aziz okuyucum. Oralar savaş esnasında şehirlerinde ve köylerinde yaşayanların üzerine iki bomba atılarak yapılan zulmün; Çanakkale ise dini için, devleti için, namusu için, bayrağı için ölüme bilerek yürüyenlerin yüreğinin resmidir. Bu mukayese doğru değildir zira elma armutla ölçülmez. İlkinde zulüm vardır ve tel’in bekler, ikincisinde yürek vardır, aşk vardır ve imrenme ister. Birinde harp sebebiyle zorluk çekenler birden büyük bir ahlaksızlıkla karşılaşır diğerinde insanlar ölmek için küçücük bir karaya sıkışır. İşte bu yüzden Çanakkale’nin eşiti yoktur. Benzeri varsa da eşi yoktur.
Sevgili okurlar, Çanakkale meselesi mühim bir idrak meselesidir. Sadece harbe dair istatistiklerin, rakamların ve askerî bilgilerin verdiği fehimden uzak duygularla idrak edilemez. Eğer sayılar üzerinden yapılacaksa bu savaşın hülasası ve mülahazası bu harpte kaybettiğimiz âlimlerin, talebelerin sayıları da göz ardı edilmemelidir. Tehlikeyi sezen yönetimin geri çevirdiği müderrislerin adedi de bir tarafa not edilmelidir. Sonraki yıllarda eğitim konusunun ne denli mühim hale geldiğini bir de bu cepheden okumak gerekir.
Harp olmuştur, bitmiştir. Kazanan kazanmış, kaybeden geri dönmüştür. Harp sanatına dair ders çıkartacak olan askerdir; bize oradaki aşk, his, fikir ve öz gerektir. Oradaki çarpışmadan geri kalan, mezkûr hissiyat ve ahlaktır. Bakınız Akif’in meşhur şiirinde hep es geçildiğini düşündüğüm kısmında bize neler söyleniyor:
“Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz...Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.”
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder